Saturday, August 10, 2013

100. YAZI ~ Kutlu Olsun!

Epeydir gozum blog arsiv listesine takiliyor. 86, 93, 97, 99... 
Sayilara, tarihlere ve de "ozel" kavramlara merakli bir kisilik olarak; blogtaki 100. yazimda neler paylassam diye dusunuyordum. Bu yaziyi yazmak, sicacik bir akdeniz agustos gecesine kismet oldu. Hem de bayramin 2. gecesi, ustelik dogdugum yerde Tarsus'ta!


Tarsus-gun batimi

Aksam inceden bir melodi takildi kulagima. "Bu saz da neyin nesi?" diye sorunca "Yan apartmandaki komsu caliyor" dedi babam. Muzigi takip edip, mutfak balkonunda aldim solugu. Agustos sicagi sinmis balkonlarin birinde derti dertli saz calan bir amca, bir digerinde oylece oturup vakit geciren bayanlar... Azicik daha basimi kaldirmamla beraber, o da nesi? Ne tatli bir gun batimidir oyle! Hemen makinemi bulup bulusturdum. "Ordan mi ceksem, burdan mi ceksem, ah su baca girmese kadraja ne hos olacak!" diye ugrasirken, yukari balkondan flashimi farkeden komsumuz seslendi: 
-Hayirdir abla, napiyosun?
O an bir bulut belirdi kafamda...
-Catiya cikmam lazim Akif, anahtarlari bulsana!


Tarsus-gun batimi

Apar topar yukari cikip, hava kararmadan biraz cekim yaptik. "Nazli Hilal" benzetmesini ilk kez bu kadar iyi idrak ettim. Bir onceki balkondan cektigim fotografta, minare-hilal-tek yildiz uclemesine takilmistim. Gel gor ki dama cikinca hilalin naz yapacagi tuttu, bulutun ardina gizlendi :) Olsun. Hilal gizlense de 100. yazimda bu "Tarsus" fotografini yayinlamak istedim. 

Aslinda 100. yazim icin "Neden Yaziyorum ki?" temasinda birseyler kurgulamistim. Fakat, su an "Kronik Akdeniz Agustos Sendromu"na tutuldum sanirim. Sadece "hicbirsey" yapmak istiyorum. Ne yazmak, ne konusmak, ne uyumak, ne film izlemek, ne de dusunmek... Agustos boyle gecer buralarda, toplumun disladigi bir aydir adeta. Bu ay mecbur kalmadikca kimse sehir merkezinde bulunmaz, dershane-kurs-is zorunluluklari disinda herkes yaylalara/yazliklara kacar. Velev ki "Agustos" tarihli bir davetiye alinirsa, epeyce sinirlenilir! "Dugun yapacak baska zaman mi yok, bu sicakta nisan mi olurmus arkadas, simdi kim yayladan inecek!" gibisinden... 

Kisacasi; mekanimiz Tarsus aylardan Agustos ve de hava hayli sicak oldugundan, "Neden Yaziyorum ki?" konusunu ileri bir tarihe ertelemek durumundayim. Belki minicik bir aciklama yapmaliyim... "Yazmak" her zaman vardi hayatimin bir yerlerinde, fakat baska platformlarda ve bambaska bicimlerde. Gecen yil facebook hesabimi dondurma karari alip bir daha da aktive etmeyince, canimin ici dostum kardesim Umit'imde huzursuzluklar bas gosterdi. Beni bir yerlerden takiplemek istiyormus cancagizim. Sagolsun, varolsun! O'na verdigim soz uzerine 2. blog hayatim baslamis oldu. Hayirlisi bakalim...

Deger gormek ne hos bir olgu. Hele ki kalemimden cikan seyleri birisinin/birilerinin okudugunu, yorumladigini bilmek... Canim Üm'üm, ugruna fotograf projesi yapmakta oldugum arkadasim-belki o projeyi de yayinlarim gunun birinde-... Bu blogu acma vesilem, ilham kaynagim sendin; 100. yazimi da sana ithaf ediyorum ;)

Nasil her gecenin bir sabahi varsa, her agustos sicaginin icinde serinlikler de olmali. Yeter ki o serinlikleri bulup cikaracak gozumuz, gonlumuz, idrak gucumuz olsun!

Sicacik Agustos gecesine ilac mahiyetinde taze cekilmis bir kare: Tarsus Selalesi ve de vitamin niyetine bir sarki: Kul Hece.

Afiyet, bal, seker olsun ;)


Tarsus Selalesi
Tarsus Selalesi


Mabel Matiz-Kül Hece

No comments:

Post a Comment