Ağrıdan kıvrandığım bir zaman dilimi, doktor kökenli yazar/şair/tv programcısı olan Senai Demirci’nin bir tespitine denk geldim. Acil servislere gelen hastaların ağrısını, özellikle hemen gidermezlermiş. Çünkü o ağrı sayesinde hastalığın asıl kaynağını öğrenebilirlermiş. Halbuki hemen ağrıyı kesip hastayı eve gönderseler, belki de çok önemli bir hastalığın teşhisine engel olacak. İşte dünya ağrısı da bu şekilde aslında. Dünyada çektiğimiz ağrılar; bize ölümlü olduğumuzu hatırlatmak, bugünümüzü değerli kılmak için var. Hani bir laf vardır ya; “neren ağrıyorsa, canın orada”. İnsanız, bu yüzden de sağlığın değerini ancak bozulunca anlayabiliyoruz.
Bu kadar çok “ağrı” üzerine konuştuktan sonra, Ramazan temasından fazla uzaklaşmadan yeni keşfimi takdim edeyim: Ramazan Güzeldir!
2009 yılında Ramazan’a özel hazırlanmış, 30 bölümlük mini bir komedi dizisi. İsmine ve temasına bakıp ön yargılı olmamak lazım kesinlikle. Gerçekten güzel bir komedi dizisi. Kadro oldukça güçlü. Senaryo ve yönetmenlikler, Selçuk Aydemir ile Burak Aksak ikilisine ait. Bir nevi, çıraklık eserleri. [Bilmeyenler için ara not; Selçuk Aydemir ile Burak Aksak kuzenler. Ve piyasadaki işlerini gözden geçirince ortak bir mizah kabiliyetine sahip oldukları görülebilir.]
Yine bir mahalle dizisi. Birbirinden orjinal mahalle sakinleri üzerinden Ramazan anlatılmış. Halkın gözünden yanlışıyla, doğrusuyla, batıl inançlarıyla, klişeleriyle ve tabi güzellikleriyle...
Henüz birkaç bölüm izledim. Şunu söyleyebilirim ki; bu dizi, gelecekte imza atacakları yapımlar için başarılı bir pilot uygulama olmuş. Spoiler vermemek adına, direk örnek vermeyeceğim. Ama bu dizide yer alan karakterlerin bir çoğu (hatta aynı isimleri kullanarak), yıllar sonra Leyla ile Mecnun/Kardeş Payı/İşler Güçler’de karşımıza çıkacaklar ;) Adeta, karakterlerini bu dizide test etmişler Selçuk Aydemir ile Burak Aksak.
Yine bir mahalle dizisi. Birbirinden orjinal mahalle sakinleri üzerinden Ramazan anlatılmış. Halkın gözünden yanlışıyla, doğrusuyla, batıl inançlarıyla, klişeleriyle ve tabi güzellikleriyle...
Henüz birkaç bölüm izledim. Şunu söyleyebilirim ki; bu dizi, gelecekte imza atacakları yapımlar için başarılı bir pilot uygulama olmuş. Spoiler vermemek adına, direk örnek vermeyeceğim. Ama bu dizide yer alan karakterlerin bir çoğu (hatta aynı isimleri kullanarak), yıllar sonra Leyla ile Mecnun/Kardeş Payı/İşler Güçler’de karşımıza çıkacaklar ;) Adeta, karakterlerini bu dizide test etmişler Selçuk Aydemir ile Burak Aksak.
Ramazan’dan girdim Adapazarı’ndan çıkayım. Ben oraya kısaca yeşil yer diyorum. Büyük şehirde karmaşa içinde yaşadığımızdan mı bilmiyorum. Senede birkaç haftasonu da olsa orada geçirmek, cidden iyi geliyor bünyeme. Duyularım filan yenileniyor sanki. Yıllar önce çektiğim birkaç fotoğrafı paylaşmak istedim. Daha ne kadar arşivimi sömürmeye devam edeceğim merak ediyorum. Bir ara boynuma makinemi takıp, fotoğrafa çıksam fena olmayacak!
Bu sabah serviste bu yazının içeriğini düşünürken ansızın aklıma gelen bir yazı var. 14 Şubat’ta Deniz Tan’ın Tamamen Atıyorum blogunda okumuştum. Onu da eklesem diye bloguna girdiğimde, yeni bir çocuk kitabının yayınlandığını gördüm. Kitabın yayınlandığı dönem, aynı zamanda anne de olunca duyurusunu yapamamış. Çok güzel iki duygu bir arada! Tebrikler Deniz Hanım.
Acemi Köpek Balığı, köpek balığı olmayı arzulayan bir küçük balığın hikayesiymiş. Glug, glug... Sizce de çok sevimli değil mi kapağı?
Bahsettiğim yazı ise: http://tamamenatiyorum.com/2015/02/14/kisisel-gelisim/
“Kişisel gelişim kitapları okuyup, bir yerlerde bıraktığımız kendimizi yeniden bulmaya çalıştığımız zamanlardayız şimdi. Mutlu olmayı unutup mutlu olmayı bize hatırlatacak gurular aradığımız… Yaşamın ne olduğunu unutup yaşamı hatırlamak için uğraşlar savurduğumuz. Ne bileyim, basit şeylere prim vermeyip, en önemli şeylerin o basit şeyler olduğunu bize hatırlatsın diye etraflara paralar saçtığımız.”
***
“Kişisel gelişim kitapları okuyup, bir yerlerde bıraktığımız kendimizi yeniden bulmaya çalıştığımız zamanlardayız şimdi. Mutlu olmayı unutup mutlu olmayı bize hatırlatacak gurular aradığımız… Yaşamın ne olduğunu unutup yaşamı hatırlamak için uğraşlar savurduğumuz. Ne bileyim, basit şeylere prim vermeyip, en önemli şeylerin o basit şeyler olduğunu bize hatırlatsın diye etraflara paralar saçtığımız.”
***
Bir Ne Var Ne Çok’un daha sonuna geldik efenim. Sevgiler, mutluluklar, sağlıklı günler ;)




