Sunday, November 20, 2016

Zaman... Sizce?

Merhabalar!

Afede yine terk etti buraları diyenler için: "Aslında içimden çokça konuşup, anlatıyorum blog'a yazar gibi. Ama bir türlü başına geçip somut hale geçiremiyordum. İşte geldim. Yazmaya, anlatmaya, sohbet etmeye..."



Bu aralar aklımda tek bir kelime dönüp duruyor: ZAMAN. Ne kadar ortak bir kelime değil mi? Yoldan rastgele birilerini çevirsek "zaman"ı sorsak, eminim anlatacak çok şeyi vardır. Keza, yazarlar, şairler, herkes ne çok bahseder zamandan. Kimine göre; her şeyin ilacı, çok çabuk akıp giden bir şey, bazı yaraları daha da kuvvetlendiren, bazılarını ise söndüren, birilerini ayıran, başka birilerini kavuşturan... Bu tabirleri saymakla bitmez.


Bana göre "zaman"ın en önemli özelliği, çok iyi bir öğretmen olması. Hem de kuvvetli ispatlarla dersini kavratan bir öğretmen. Her öğrencisi için ayrı özen gösterip, her şeyi öğreten bir öğretmen. Yanlışın, doğrunun, iyinin, kötünün, neden olduğunu ya da olmadığını bir gün mutlaka ispat ederek öğretir zaman. Bu "bir gün"e kadar, belki tüm yaprakları dökse de gelir. Zaman bu bilinmez, er ya da geç.

Peki, sizce zaman nedir?

***

Zaman; güzellikler için, mutluluk için, sevgi için eşlik etsin herkese. Dökülen yaprakların yerine yenilerini yeşertmek için... 💓 

Mutlu pazarlar! 


Pink Floyd - Time


***

NOT: Fotoğraf, bu yazki Karadeniz çekimlerimden, Sinop - Hamsilos Fiyordu. Aslında yemyeşil, müthiş bir yer. Fakat nasıl oldu da bu kareyi yakalamışım bilemiyorum. Belki de bu tarz bir yazıya eşlik etmesi için :) 

Fotoğraf paylaşımlarımı artık a_fe_de instagram hesabımdan yapıyorum. İlgilenenlere duyurulur ;)

Thursday, October 6, 2016

İmece Meydan Okuması # 10. Gün

Meydan Okuma'nın son sorusu, en hassas sorusu:

"Size ilham veren birisi."

Birinden, birilerinden ilham alabilmek, çok büyük şanstır. İnsana günlük hayatında da, yeni kararlar alırken de kolaylık, ferahlık sağlar.


Ben bir çok kişiden ilham almışımdır şimdiye kadar. İlk başta ailem, bazı ünlüler, bazı ünsüzler. Özellikle iki grup insan var; ilham aldığım, hayranlık duyduğum. 

Birincisi, yaptığı iş ne olursa olsun, o işin hakkını veren, hem kendini hem etrafındakileri memnun edenler. Bir örnek vermem gerekirse, önceki çalıştığım işyerinin kantininde çalışan abimiz. Dünyanın en güzel tostlarını yapar ve en güzel biçimde servis ederdi. Öyle güzel ifadesi vardı ki, işini çok severek yaptığı tostun lezzetinden belli olurdu. İşten ayrılacağım gün son kez tost yemeye gittim, tadı hala damağımdadır.

İkinci grup, hayatında çok fazla olumsuzluk olmasına rağmen mutlu olmayı başarabilenler. Mutluluk dış etmenlere bağlı mıdır, yoksa sadece içten gelen bir duygu mudur? Bu yaz biriyle tanıştım. Çok mutlu, çok güzel gülen bir hanım. İçimden, dünyanın en mutlu insanıdır herhalde, diye geçirdim. Ertesi gün sohbet ederken hayatına dair bir şeyler anlattı. İnanamadım. Eften püften şeyleri problemden saydığımı farkettim, utandım. O günden sonra abla-kardeş olduk zaten. Mutluluk söz konusu olunca ilham aldığım kişidir.

Güzel insanlar, örnekler hep çoğalsın etrafımızda ;)

***

Fotoğraf: Üsküdar Sahil / afede


The Eagles - Hotel California

Tuesday, October 4, 2016

İmece Meydan Okuması # 9. Gün


"Birini hatırlatan şarkı seçiniz."

Düşünüyorum da hangi şarkı birini hatırlatmıyor ki... Zaten bu yüzden özel anlam yükleyip, sevmez miyiz şarkıları? Bazılarını birileri yüzünden çok dinleriz, bazılarına ise birilerini hatırlattığı için küseriz. Aslında böyle yapmamalı belki de. Sonuçta, şarkının günahı yok. Zaten farkında bile değil biriyle eşleştirildiğinin. Neyse... Akşam akşam bu kadar felsefe yeter :) Şarkımı aşağıya bırakıp gidiyorum.

İyi geceler.

Monday, October 3, 2016

İmece Meydan Okuması # 8. Gün



"Bu hafta başınıza gelen en iyi şey nedir?"

Bu haftayı pas geçsek de geçtiğimiz yılın bu haftasına dönsek :)

Geçen yıl bu zamanların 2 gün öncesi, ailemize minik bir melek katılmıştı. Zaten son bir yıldır hayatlarımız ona endeksli şekilde devam ediyor. 

Neredeyse büyümesinin tüm evrelerine şahit olabiliyorum. Bu bile bir şükür gerekçesi benim için. Bundan 1 yıl önce, sadece ağlayan, beslenen, uyuyan, uyanan sonra tekrar ağlayan bol gazlı bir bebekti. Şimdi yavaş yavaş birey olma yolunda. Kendi içsel faaliyetlerini çözünce, bir şeyler öğrenmeye ve insan ilişkilerine başladı. Zaten en keyifli kısmı burası. Mesela, sohbete karışmak (şimdiden bolca anlatacak lafı var) ve hatta akabinde Susss! işareti yapıp insanları susturmak, taklit yapmak (öksürük, garip sesler), yemek ve başkalarına yedirmek, telefon tablet ve bilumum elektronik cihazlara saldırmak, şayet telefon yoksa etrafındaki her hangi bir şeyi kulağına götürüp telefon açığını kapatmak, şarkı dinlemek (şimdiden bir müzik listesi mevcut) ve duygusal parçalar dahil oynamak... gibi gibi. Güzel şeyler :) 

Sadece bu hafta değil, son 1 yıldır başıma gelen en güzel şey. İyi ki doğmuş!


Sunday, October 2, 2016

İmece Meydan Okuması # 5. & 6. & 7. Gün

5. Gün: "Size ilham veren şarkı."



Bu soru için 2 şarkım var. Biri Fleetwood Mac'in Go Your Own Way'i. Sadece başlangıç ritmi ve şarkının adı bile yetiyor. Çalmaya başladığı an aklımda ne varsa uçup gidiyor, yerine sadece huzur kalıyor. Ben bu şarkıdan ilham alıp, hayatımla ilgili önemli bir değişiklik kararı aldım bu yaz. Hala da tek gün olsun, pişmanlık yaşamadım :)

Bir diğeri de özellikle sözlerinden ilham aldığım: The Smiths - Please Please Please Let Me Get What I Want. Bir şeyleri çok istediğim zaman, yeni bir yola çıkıyorsam dua niyetine dinliyorum. Sözleri şuraya yazıyorum:

Good times for a change.
-bir değişimin tam zamanı
See the luck I've had, can make a good man turn bad.
-görüyorsun ki bendeki bu şans iyi bir adamı kötü birine dönüştürebilir
So please please please let me, let me, let me, let me get what I want, this time
-lütfen, lütfen, izin ver de bu kez istediğimi elde edebileyim

I haven't had a dream in a long time.
-uzun süredir rüya görmedim
See the life I've had, can make a good man bad.
-görüyorsun ki hayatım, iyi bir adamı kötüye dönüştürebilir
So, for once in my life, let me get what I want,
-hayatımda bir kez olsun, istediğimi elde etmeme izin ver
Lord knows it would be the first time,
-tanrı biliyor ya bu ilk kez oluyor
Lord knows it would be the first time.
-tanrı biliyor ya bu ilk kez başıma geliyor


6. Gün: "Dünyada değiştirmek istediğiniz beş şey nedir?"

Öyle çok ki...

-En başta bazı insanların davranışları! O kadar empatiden uzak, bencilce davranışlara şahit oluyorum ki artık üzülmekten bıktım. Kendi içimde telkinlerde bulunuyorum ama yine de umursamadan edemiyorum.

-Birilerini, bir şeyleri fazla umursama huyum.

-İstanbul. Çok seviyorum ama özellikle son bir kaç yıldır öyle kötüye gidiyor ki durumu. Tahammül edemiyorum. İmkan olsa, sadece tarihi dokuyu koruyup, baştan sona değiştirmek isterdim.

-Odam, evim :) Bu aralar tüm eşyalarımı, hatta tüm evi...

-Son ve en önemli olarak da dünyadaki haksız kazanç ve varlık dengelerinin bir düzene girmesi. Belki çok ütopik ve Robin Hood'vari bir dilek. Böyle bir denge olsa, bence zaten bir çok problem direk çözülmüş olur. 

7. Gün: "Korkmasanız denemek isteyeceğiniz şey?" 



Düşünüyorum, taşınıyorum. Şimdiye kadar korktuğum için yapmadığım/yapamadığım fiziksel bir aktivite olmadı. Ama imkanım olsa gerçekleştirmek istediğim bir şey var. Daha evvel de bahsetmişimdir. Benim en favori filmlerimden biri Motorsiklet Günlükleri'dir. Bu filmde izledikleri rotayı motorsikletle dolanmak, oralarda bir müddet yaşamak hayalimdir. Kim bilir, belki bir gün... :) 


Thursday, September 29, 2016

İmece Meydan Okuması # 4. Gün



Otur şuraya, senle biraz Eylül'ü konuşalım.

Önden cevabı verdim, sorusu da burada:

"Sizi ifade ettiğini düşündüğünüz ay?"

Benim ayım Eylül. Sebebi çok net, Eylül kızıyım ben. Biraz yaz, biraz sonbahar. Biraz komediyim, biraz dram. Biraz deniz dalgasıyım, biraz kuru yaprak. Bu karşılaştırma uzar gider. Akdenizliye göre, Eylül çok önemlidir. Yazın kasıp kavuran sıcağının, artık biraz dindiğinin işaretidir Eylül. Hiç kapanmayan kapı, pencerenin örtülme vaktinin gelmesi. Yani mutluluktur.

Ben Eylül'ü layığıyla anlatamıyorum. Ama onu çok güzel anlatan birisi var. Nazan Bekiroğlu'nun çok sevdiğim yazısı şurada.

"En güzel hikâyeyi kendisine anlatacak bir Eylül kalmış gibi, en ağır hikâyeyi dinlemek Eylül'ün sırtına kalmış gibi. Çöl satın alıp vahalar bağışlayarak. Geldi. Büyü bozar, dil çözer gibi. Kırk yıllık isimlerin yepyeni bir müsemmasını aşikâr eder gibi. Bundan sonra hiç Eylül olmayacakmış ama bundan sonrası hep de Eylül'müş gibi."

Green Day-Wake Me Up When September Ends

Wednesday, September 28, 2016

İmece Meydan Okuması # 2. & 3. Gün


Bu sabah, instagram'da "Böyle bir pencereye uyansam" diyerek paylaştım bu fotoğrafı. Güzel pencerelerin, kapıların hastasıyım. Bu da son favorim. Tarsus'ta Eski Evler diye anılan tarihi semtte çekmiştim. Böyle bir pencereye uyanmasak da güzel günler olsun efem.  

Dün meydan okuyamadım. Hem yoldaydım, hem de kafam ailemde bir sağlık sorununa takılıydı. Bugün çok şükür, olumlu haber aldık. Bunu da sarmaşıklı pencere ile taçlandırıyorum :) [En sona da bir şarkı pek tabi.]

2. Gün: Hayalinizdeki meslek nedir?

Çok hayal kuranın çok mesleği olur. Çocukken, bir dönem gazeteci olmak isterdim. Lisede sayısalın derinliklerine indikçe, Genetik Mühendisliğine gönül vermiştim. Tüm sınıfa hikaye anlatır gibi genetik anlatmışlığım vardı. Mezun olurken okul gömleklerimize hatıra yazdırmıştık birbirimize. Bazıları, "genetiği senden öğrenmiştik" yazmışlar. Sonra Genetik okursam Türkiye'de işsiz kalacağım sonucuna varıp, başka bir mühendislik dalını okudum. Çalışırken, yine rahat duramadım. Her şey iyi, hoş görünse de fotoğrafa, reklama, sinemaya olan ilgimi yabana atamadım. Halen de Görsel İletişim Tasarımı okuyorum. Yani, benim meslek hayallerim hala güncelliğini koruyor. Bakalım nereye gidecek... Hayalimdeki son mesleği de açıklayıp bu bahsi kapatayım. Spor salonu işletmeciliği ve fitness/zumba antrenörlüğü. Bunu da emeklilik mesleğim olarak buraya yazmış olayım.   

3. Gün: Öğrenmek istediğiniz yetenek?

Öğrenmek istediğim çok şey vardı/hala da var. Bu uğurda kurs kurs gezmiştim bir zamanlar. Fakat bir tanesinin hakkını veremedim: müzik yapmak. 5-6 yıl olmuştur. Bir gün "ben neden müzik yapamıyorum" dedim. O zaman bir kursa başlamalıydım. Gönlümde yatan birinci enstrüman çello idi. Çokça Apocalyptica dinlemenin de etkisi. Araştırıp, düşünüp taşınınca yaylı çalgılara çok erken yaşta başlamak gerçeğiyle karşılaştım. [Bence bir çok enstrüman için geçerli.] Bu yüzden ikinci seçimim Perküsyon kursuna yazıldım. Ama davuldur darbukadır, bir şekilde çalınır demeyin. İlk dersten ellerim haşlandı. Fakat müthiş keyifli! Her enstrümanın kendine özgü bir adabı var. Hepsini çalmak ayrı bir ustalık gerektiriyor. Başarabilenlere saygım sonsuzdur. Sonuç olarak, çok istememe rağmen işim dolayısıyla kursa devam edemedim.

Engin Hoca'nın atölyesinden: 


Monday, September 26, 2016

İmece Meydan Okuması # 1. Gün

İmece Meydan Okuma (bu ismi her yazdığımda güleceğim.) en mutlu sorusuyla başlıyor:

"Sizi mutlu eden şarkı hangisi?"

Cevap: Öyle çok ki! 

Bu soruya tek ve her anı kapsayan cevap vermem mümkün değil. Çünkü, müziği çoğu zaman terapi amaçlı kullanırım ve bu terapi şarkıları dönem dönem değişim de gösterebilir. Boş vakitte, yolda, çalışırken öylesine bir ritm olsun diye değil, bizzat tedavi amaçlı dinlediğim şarkılar var. Hatta bazılarını Spotify'da "Morallik" isimli listemde toparlamıştım. Birkaç örnek vermek gerekirse:

*Eğer zaten mutluysam: Beirut favorilerimdendir. Özellikle, Elephant Gun, Sunday Smile, Nantes. Hepsini peş peşe dinleyip mutluluğuma mutluluk katarım.

*Eğer nötr bir halde, fakat çabucak mutlu olmam gerekiyorsa: Muse! Starlight, Uprising, New Born, bir daha Starlight, bir daha New Born :) Bunları dinleyip de canlanamadıysam mutlaka ciddi bir sıkıntım var demektir.

*Eğer dans etmeye uygun bir ortamdaysam (mesela evimde): Shakira

*Bonus olarak, Euro 2008 zamanlarından akıllarda kalan bir şarkı ile kapanışı yapayım. Yaşı tutanlar bilirler :) 

Mutlu haftalar!

Helldorado - A Drinking Song

Sunday, September 25, 2016

İmece Meydan Okuması / Eve Dön, Bloguna Dön!


Merhaba!

Aradan aylar geçmiş. -miş diyorum, çünkü bazen farkına varamıyoruz ne çok zaman geçtiğinin. Hem fiziksel, hem ruhsal olarak buralarda değildim sevgili dostlar, okurlar, komşular. Bu uzun süreç hakkında, ilerleyen zamanlarda kısa kısa bahsederim. Ama yukarıdaki fotoğraf bir miktar fikir verebilir. Fotoğraf demişken; blog paylaşımlarından da bilenler vardır, fotoğraf benim en büyük tutkularımdan. Hem yoğun istek üzerine, hem de fotoğraf bilgimi/görgümü artırabilmek adına Instagram hesabı açtım. Sayfama "a_fe_de" kullanıcı adından ulaşabilirsiniz.

Başlıkta da yazdığım gibi "Eve Dön, Bloguna Dön!" sloganıyla geliyorum bu defa. Umarım sürekli olur, daimi olur. 



Uzun süre ara verince, biraz "evin yolunu kaybetmiş çocuk" modundayım. Yolu bulmaya çalışırken, sevgili blog komşularım Zihin ve MariPosa ile bir meydan okumaya başlamaya karar verdik. Zihin'in blogunu takip edenler bilirler. Kendisi "meydanokumacıbaşı"dır. Detaylı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz. Bu defa 10 soruluk, mini meydan okuma. Tam anlamıyla; sıkmayan, yormayan, evlere döndüren cinsten. Katılmak isteyenler olursa, 26 Eylül Pazartesi başlıyoruz.

Mutlu pazarlar dilerken, bu yıl en çok dinlediğim Türkçe şarkıyı çalıyorum.

"Olsun" demek hiç bir zaman zor olmasın. 

Sevgiler,
afd

Pilli Bebek - Olsun

Friday, September 23, 2016

Okul Yolu


Yazın son demleri yayla çok güzel olur. Annesine küsüp ağlayan, sonra da bir anda hırçınlığı bitirip gülümseyen çocuğa benzer havalar. Gök gürültüsü eşliğinde kapkara bulutlar sarar bir anda her yanı. Hızlı hızlı, adeta öfkeyle yağar yağmur. Sonra bir bakarsın, yağmur dinmiş güneş açmış. Kavurucu yaz sıcaklarının bitişini müjdeleyen bu ikindi yağmurlarının etkisi akşama da yansır. Hoş bir serinlik getirir. Çok üşütmez ama dışarıda otururken ince bir hırka giydirir.

Böyle güzel bir akşamda aldım Işıl’ın mesajını. Sanki telefondan değil de yıllar öncesinden gönderilmiş bir hatırlatma notu gibiydi.
-Nerede kaldın? Okula geç kalıyoruz. Şaka :) Nasılsın?

***

İnsan hayatında bazı dönemler vardır. Üzerinden hayli vakit geçmesine rağmen, akla gelince tebessümleri de beraberinde getirir. Hatırlaması da konuşması da çok zevklidir. Hatta sadece dönemleri değil, bu dönemleri beraber geçirdiğimiz kişileri de farklı bir yere konumlandırırız.  

Bana göre bu dönem, lise yılları demektir. Çocukluktan çıkılmış ama masumiyeti hala bizimledir. Henüz yetişkin bir birey olunmadığından kaynaklı üzerimizde ağır bir sorumluluk da taşımıyoruzdur. Üstelik henüz meslekî ayrıma da gitmemişiz. Dolayısıyla ufkumuz alabildiğine geniş, hayallerimiz tertemizdir.

***

Işıl ile arkadaşlığımız liseye dayanır. Sadece lise arkadaşım diyemem onun için. Çünkü o benim yol arkadaşımdı aynı zamanda. Nasıl başladığını bir türlü hatırıma getiremediğim bir arkadaşlık. Aynı mahallede oturduğumuzu, ikimizin de aynı güzergâhtan yürüdüğümüzü nasıl öğrenmiştik… Hiç bilmiyorum. Muhtemelen bir sabah yolda karşılaşıp, bundan sonra birlikte yürümeye karar vermiştik.  

Yol arkadaşlığı, özellikle de okul yolu arkadaşlığı bambaşkadır. Sabahın ilk ışıkları, muhtemelen sadece anne ile vedalaşarak apar topar yola çıkılmıştır. Sonra belli bir yerde buluşarak ya da evlerin konumuna göre biri diğerini alarak okula doğru yola koyulurlar. Mesafeye, hava koşullarına göre okula varış süresi değişir. Ama değişmeyen bir şey, yol boyu yapılan muhabbetlerdir.

Sabahın köründe ne konuşulur demeyin. O sohbetler adeta güne hazırlık olurdu bizim için. Aslına bakılırsa, fazla ortak noktamız da yoktu. Yolumuz, güzel bir geleceğe dair hayallerimiz, kırmızı-yeşil kareli okul eteklerimiz, ha bir de tuttuğumuz takım Beşiktaş ortaktı.

***

Her sabahın gündemi farklı olurdu. Pazartesi sabahı, haftasonunun nasıl geçtiğini konuştuysak; Salı sabahı o günkü Matematik sınavına odaklanırdık. Çarşamba sabahı gündem, havaların artık ne zaman serinleyeceği ise,  Perşembe’leri o haftanın çok uzun geldiğinden yakınırdık. Cuma sabahları, haftanın sonuna geldiğimizden, yüzümüzde güller açarak, uçarcasına arşınlardık yolu.

Bazı sabahlar konuk yolcular katılırdı bize. Şans eseri yolumuzun kesiştiği okul arkadaşlarımız, yalnız yürümekten çekinenler, uyuyakaldığı için okula gecikmekten usanıp çareyi yol arkadaşlığında arayanlar, aramıza yeni katılmış bir arkadaşla muhabbet ortamı oluşturmak isteyen sevgili adayları… Vs. Bazen iki kişi girerdik okul kapısından, bazen kalabalık bir grup halinde.

Sadece aynı yolu adımlamak değildi yol arkadaşlığı. Olası aksiliklere beraber karşılık vermekti aynı zamanda. Ansızın bastıran yağmurda sığınacak yer aramak, oyun oynama gayesiyle peşimizden koşturan sokak köpeklerinden kaçmak, okula geç kaldığımızda nöbetçi müdür muavinine beraber hesap verebilmekti.

***

Mevsimler değişti, yıllar geçti, lise bitti. Bizler üniversiteli olup farklı şehirlere dağıldık. Işıl ile iletişimimiz de bir şekilde kesildi. Tıpkı yol arkadaşlığımızın nasıl başladığını anımsayamadığım gibi bunun nedenini de hatırlayamıyorum.

Aslında yollar bitmemişti, farklı ara sokakları tercih etmiştik. Bu ara sokaklar başka yollara çıkmış, karşımıza başka yol arkadaşları çıkarmıştı. Bazen aynı, bazen farklı konularda muhabbet etmiş, bazen de konuşacak hiç bir şey bulamayıp sadece susmuştuk.

***

Şimdi, Işıl ile yollarımızı tekrar kesiştiren mesaja bakarken; liseden bu yana geçen yılları, yürüdüğüm yolları düşünüyorum. Anlatacak o kadar çok şey var ki; hangisinden başlayacağımı bulamıyorum.

Öncelikle buruk bir özür dilemeliyim. Saptığımız ara sokaklarda hayat telaşına kapılıp, izimizi kaybettiğimiz için. Sonra da üniversiteden başlarım anlatmaya. Okulumun sarmaşıklı binasından bahsederim. Dümdüz lise yolumuzun aksine üniversitenin yokuşlu yolundan, bu yoldan sahile her inişimde farklı hayaller kurduğumdan bahsederim. Bu hayallerin bazılarının gerçekleştiğini, bazılarının o yokuştan inip çıkan başka insanların hayallerine karıştığını anlatırım. Sonra mezun olmaktan, iş hayatından laf açılır. Büyük şehirde yaşamanın dezavantajı olarak her yere araba ile gidildiğinden, eskiye göre çok az yürüyebildiğimden dert yanarım. Fakat hala önemli bir karar vereceksem, mutlaka yürüyüşe çıktığımı da eklerim. Kötü geçen sezonların ardından, nihayet geçen yıl şampiyon olan Beşiktaş’ı da anarız muhakkak. Beşiktaş’ın makûs talihi bile dönebildiyse, demek ki hayatta her şeyin yoluna girebileceğini düşünür, durup dururken umutlanırız. Yeni stadın güzelliğinden bahseder, belki bir gün beraber maça gitmek üzere sözleşiriz.

***

-Neden telefonuna bakıp duruyorsun kızım? Kötü bir haber mi geldi?

Annemin seslenmesiyle farkına varıyorum, aklımdan geçen film şeridinin.

-İyiyim arkadaşım, sen nasılsın? Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Neler yapıyorsun?
-Belimden rahatsızım biraz, onun dışında iyiyim.
-Geçmiş olsun. Yine yürüyüş yapalım mı? Belki iyi gelir.