Sunday, March 13, 2016

Ne Var Ne Çok? - 4

Yine, yeni bir Ne Var Ne Çok yazısından merhaba!

MariPoSa'nın kızacağını bilsem de, yüzüm kızarsa da, eskisi gibi yazamasam da hayattayım mesajı vermek adına döndüm, geldim. Hoş mu geldim? Ona siz karar verin ;)

***



Başlangıcı Bir Yudum Kitap ile yapmak istiyorum. Bir kaç aydır yayına başlayan harika bir oluşum. Amacı adından da anlaşılacağı üzere, üye olan (ki üyelik tamamen ücretsiz) okurlarına her sabah farklı bir kitabın rastgele 2-3 sayfasını, çok güzel bir başlangıç notu ile email olarak gönderiyorlar. Okurlar, her neredeyseler sabah kahvelerini o gün gönderilen pasaj ile yudumluyorlar. Çok ince bir düşünce değil mi? Şahsen ben her sabah kahve içerken birşeyler okuma ihtiyacı duyarım. Her zaman yanımızda kitap olmayabilir ya da ne okuyacağımıza karar veremeyebiliriz. Bir Yudum Kitap bunu bizim yerimize düşünüyor. Ayrıca, yeni kitap keşifleri için de ideal! Sağolsun, var olsunlar. Yukarıdaki görsel de twitter hesaplarından gördüğüm, çok beğendiğim bir paylaşım. 

***

http://www.nolm.us/55-kult-filmin-ilk-ve-son-sahnelerini-yan-yana-gosteren-basarili-bir-video/

N'olmuş? blogunu takip ediyor musunuz? Bu video'ya uzun zaman önce rastlamıştım. Linki bir yerlere saklamışım. 55 kült filmin başlangıç ve bitiş sahnelerini bir arada vermişler. Filmlerin hepsini bilmiyorum ama video oldukça başarılı.

***


Blog yazılarım maalesef seyrekleşti ama yazma pratiğimi hepten köreltmemek için dergiye öykü yazmaya devam ediyorum. Daha önce bahsetmiştim. Öteki Dergi isimli bir internet dergisinde yazıyorum. Bu fotoğraf Şubat ayı için seçilmişti. Bizlerden bu doğrultuda öyküler kurgulamamız istendi. İlk görünce, "yok artık! ben nasıl yazarım atlar üzerine" demiştim. Sonra bir anda kendimi internette at yarışı terimleri ararken buldum :D Fotoğraf öyküsü yazmak ayrı bir zevk. Hele ki bir başkasının çektiği fotoğraf için... Beyin damarlarının normalden daha fazla çalıştığını iddia edebilirim. Bu fotoğraf için yazdığım öyküyü (Tahminen) okumak isterseniz, şöyle buyurun: http://otekidergi.com/94-Oyku-Detayi.html

***


Sosyal medyada rastladığım bir proje: A Tea with Eddie Vedder. İsmini okuyunca bile gözlerimden kalpler fışkırdı. Doğuş diye bir maceracının projesi. Daha önce de 10.000 farklı kişiyle çay içebilmek için yollara düşmüş. (tamamen otostop ile üstelik) Amacı, bir dünya insanla tanışmak. Şimdi de hedefi Eddie Vedder'a ulaşmak. Böyle maceracı ve idealist insanlara çok imreniyorum. Umarım başarılı olur. Önceki imajını bilmiyorum ama bu haliyle hafiften benziyor da Eddie'ye :) Detaylar: http://onedio.com/haber/eddie-veder-la-bir-cay-icin-otostopla-binlerce-kilometre-gitmek-ateawitheddievedder-690487?utm_source=onediocom&utm_campaign=Eddie%20Veder%27la%20Bir%20%C3%87ay%20%C4%B0%C3%A7in%20Otostopla%20Binlerce%20Kilometre%20Gitmek%3A%20%23ateawitheddievedder&utm_medium=tweet 

***


-Yarın ne kadar sürecek, Anna? 
-Sonsuzluk ve bir gün kadar.

İzlediğim filmlerden replik ve görsel toplamayı çok seviyorum. Bir nevi koleksiyonum var :) Bu kare Eternity and A Day filminden. Eski, güzel bir Yunan filmi. Vaktiniz varsa, izlemenizi tavsiye ederim.

***


Mahir Ünsal çok sevdiğim öykücülerden. Son dönem genç yazarlardan ve maalesef henüz 3 tane kitabı var. Ben 2 tanesini çoktan okumuştum. Tüm külliyatı bitirmeye kıyamadığımdan birini bekletiyordum. Şu ara üst üste, yirmilik diş, baş, boğaz ağrıları ve grip geçirince, kendimi avutmak/iyileştirmek için Olduğu Kadar Güzeldik'e başladım. Yine çok güzel öyküler. Bir anda anlatılan atmosferde buluyorsun kendini. Şöyle bir alıntı ile örneklemiş olayım: "Kendimi iyi hissetmenin değilse bile kötü hissetmemenin bir yolu olmalıydı, ölmedik ya!"

***

Daha yazacak, konuşacak çok konu var. Umarım daha sık uğrarım buralara. 

Adettendir; finali bu aralar favorim olan 2 şarkı ile yapayım. 1 yerli 1 yabancı :)

Keyifli pazarlar olsun!



Pilli Bebek - Olsun



HIM - Gone with the Sin

Saturday, February 13, 2016

Dizi Meydan Okuması ~ Kapanış

Merhabalar!

Başlığa "Kapanış" yazdım ama içimden söyleniyorum; "4 yazıda biten meydan okuma mı olurmuş?!?!". Maalesef günü gününe yazamadım, hakkını veremedim. Komşum Zihin, özür dilerim :( 

Ama başlanmış işi asla yarım bırakmamak işlenmiş ruhuma. Öyleyse Kapanış'ı yapayım ki belki yeni yazılara yol açılsın ;) 

En başta belirttiğim gibi dizi geçmişim pek yok, dolayısıyla soruların çoğu boş. Hal böyle olunca gerçekten cevabım olan soruları yanıtlıyorum.

15- Müziklerini çok sevdiğiniz dizi hangisi?

Yeni dönem yapımlarında müziğe çok önem veriliyor. Tek cevap vermekte zorlanıyorum. Soundtrack listeme baktım, çoğunluk Walking Dead'den eklemişim. Özellikle bazı bölümlere cuk diye oturuyordu. Bir örnek vermek gerekirse: Lead Me Home.


18- En sevdiğiniz komedi dizisi hangisi?

Beni ve blogumu biraz tanıyanlar bu soruya direk Leyla ile Mecnun diye atlayacağımı bilirler ama bu sefer daha eskiye gideceğim. Eskiye, özlem duyduğum zamanlara... 7 Numara'yı bilir misiniz?


Bir zamanlar çok yetenekli (çoğunluğu tiyatro kökenli) oyuncuların, böyle tatlı insanları canlandırdığı bir dizi vardı. İnce bir mizah ve bolca samimiyet... Dizideki oyuncuların yıllar sonra kazandığım üniversitede okumaları da ayrıca manidardı. Şimdilerde arada aklıma geliyor. Bir bölüm açıp izliyorum. Bizim kantin, bizim bahçe. Leyla ile Mecnun gibi özlemeye ve tekrar tekrar izlemeye doyamayacağım bir dizi. 

19- En sevdiğiniz mini dizi serisi hangisi?






Lost Room diye birkaç bölümlük fantastik bir dizi vardı. Detayları çok net hatırlamamakla beraber beğenmiştim. Tabi yıllar sonra ordaki dedektif karakteri Peter Krause’nin SFU’nun Nate’i olduğunu nerden bilebilirdim? ;)












Bir de, takip ettiğim bloglardan birinin tavsiyesi üzerine Some Kind of GoodBye (Another Parting) dizisi dikkatimi çekmişti. İzlediğim/izleyeceğim tek Kore yapımıdır. Ben pek sevemiyorum uzak doğu yapımlarını, halbuki ilginçtir; çok ciddi bir hayran kitlesi var. Neyse. Geçen yıl şiddetli bir enfeksiyon kapmış, günlerce yataktan çıkamamıştım. Uyuyamadığım bir gece, aklıma bu dizi düştü. Zaten kısa kısa bölümler olduğu için o anki ruh halime çok iyi gelmişti. 

Konusu da pek manidar: insanların ağlama sebeplerinin araştırılması.





20- En sevdiğiniz bilimkurgu/gizem/macera dizisi hangisi?


Fringe.

Meydan Okumalar’ın sanırım en sevdiğim yönü; cevapları bulmaya çalışırken geçmişe yolculuğa çıkmak.

Önceki işim bol seyahatliydi. Geriye dönüp bakınca, nerdeyse her seyahatimin bir dizisi var. Bir nevi kendimi oyalama taktiğiydi filmler, diziler. Fringe de Ankara’nın dizisiydi.

23- En sevdiğiniz erkek dizi karakteri?

Şimdiii bu soruya nasıl tek cevap verebilirim :P

Hızlı bir beyin fırtınası yaptım. Sonuçları en azından yerli ve yabancı olarak 2’ye indirgedim.

Yerlilerden tabi ki Şubat’ın Alican’ı, yabancı ise SFU’nun Nate Fisher’ı. (Peter Krause)



24- En sevdiğiniz kadın dizi karakteri?

Bu soruda da çift cevap vereceğim. Hatta en yakıştırdığım çifti yazıp, soruyu revize ediyorum.

Walking Dead’den Carol&Daryl. Dizide belirgin bir aşkları olmasa da 6 sezondur bunu diledim. Umudum, en azından finalde gerçekleşmesi. Ne alaka diyenler olabilir. İkisi de benim nazarımda, dizinin en çok değişime/adaptasyona uğrayan oyuncuları. Tam gerekçe sunamasam da bu ikilinin yeri bende farklıdır. Sanırım, benim gerçek hayattaki tarzıma uygun yönleri olduğundan. Etliye sütlüye karışmadan yaşamaları, çıkar beklemeden millete yardıma koşmaları, yalan dolan dedikoduya karışmamaları... vs.



25- En sinir bozucu dizi karakteri kim?

Bu soru, benim için 23.soru ile birebir bağlantılı. Çünkü, dizilerde favori erkek karakterlerimin eşlerine hep uyuz olmuşumdur :)

Şubat’ta Yağmur-Sabah ikizleri canlandıran Melisa Sözen ile SFU’nun Brenda’sı, sizleri hiç sevemedim.

26- Hangi karakterin ölümü sizi çok üzmüştü?

Hiç tereddütsüz SFU’da Nate’in ölümü. O bölümü uzunca bir süre unutamayacağım sanırım. Bir Cumartesi öğle vakti izlemiş ve sonrasında olduğum yere çakılıp hüngür hüngür ağlamıştım. Nate'in anısına cenazesinde çalan şarkıyı paylaşıyorum:


Knockin' On Heaven's Door
 
27- En iyi “ilk bölüm” hangi dizideydi?
28- En iyi dizi finali hangisiydi?
30- En iyi dizi repliği hangisi?

Bu 3 soru için vereceğim cevap Six Feet Under'dır. Evet, çok torpil geçtim. Ama izleyenler beni anlar, diyorum. Özellikle finali çok çok başarılı.

Replik olarak ise şunu seçtim:


Üzerine yorum yapmaya gerek yok, sanıyorum.

***

Öyle ya da böyle bir meydan okumanın daha sonuna geldik...

Haddinden fazla taraflı davrandığımın farkındayım. Zaten ömür boyu izlediğim diziler çok kısıtlı: Prison Break, Dexter, House MD, Sherlock (kardeşimle yaşarken bazen), Fringe, Walking Dead, Şubat, SFU, L&M ve bu meydan okuma sayesinde başladığım Mozart in the Jungle.

Dizilerin bağlayıcı yanını sevmiyorum. Bağlanıyor, esir oluyorum gibi hissediyorum. En kötüsü de dizilere kapılınca filmleri ihmal ediyorum. Tercih meselesi tabi ki.

İyi seyirler ;)

Friday, January 22, 2016

Dizi Meydan Okuması ~ 10, 11, 12, 13

10- Hiç beğenmediğiniz dizi hangisi?

Bu soruya cevaben aklıma hep Türk dizilerinin (bazılarını tenzih ediyorum tabi) gelmesi sizce de tuhaf değil mi?! Tv izlemeyen, haliyle bu bahsettiğim tarzda dizileri de takip etmeyen biriyim. Arada bir yerlerde denk geldiğim çoğu Türk dizisine 5 dakikadan fazla tahammül edemiyorum.



Bu tür diziler bir yana da bu sorunun b şıkkı olarak öyle bir cevap vereceğim ki; eminim çok tepki alacak :) B şıkkı, yani bir şekilde izlemeye başladığım ama beğenmediğim dizi: Game of Thrones. Evet. Ben bu herkesin bayıla bayıla izlediği diziyi sevemedim. Gerçi ilk birkaç bölümünü beğenmeyi, hemencecik bıraktım. Neden derseniz, ben entrika hırs vs. gibi konularının işlendiği yapımları sevmiyorum. 



Entrika demişken aklıma geldi. Çocukken çok tv izlerdim. O yıllarda Kara Melek diye bir dizi vardı. [Hatırlayanlara selam olsun.] Jenerik müziği bile hala kulağımda çınlar. Entrikanın alası oradaydı. Küçücük yaşımda öyle de severek izlerdim ki... Büyüyünce ciddi bir değişim yaşamışım diye şükrediyorum :)  

11- Adıyla en çok uyumlu olduğunuz dizi hangisi?

Pek tabi; Six Feet Under. Çok dahiyane ve anlamlı bir isim. 

12- İlk göz ağrınız hangi diziydi?



Prison Break!

Yabancı dizilerden sanırım ilk izlediğim buydu. Bunun bir eşleniği de Lost'tu o dönem. Birinden biri seçilecek gibi gizli bir hissiyat vardı. Ben seçimini Prison'dan yana kullanmıştım. Ne çok severdim. Her bölümde daha bir nutkum tutulurdu. 

13- En iyi dizi kadrosu hangi dizideydi?

Yine cevap bulmakta zorlandığım bir soru. Yine tekrara düşeceğim ama şimdi bu soruya nasıl "Leyla ile Mecnun" demeyeyim? :)



Monday, January 18, 2016

Dizi Meydan Okuması ~ 6, 7, 8, 9

6- Yeniden çekilecek ya da kaldığı yerden devam edecek olan diziler arasında sizi en çok heyecanlandıran hangisi?

Meydan Okuma'yı tahmin ettiğim gibi günü gününe cevaplayamıyorum ve yine tahmin ettiğim gibi 6. soruda çakıldım :(

"Ama ben baştan söylemiştim" lafımın ardına sığınıp, bu soruyu boş bırakıyorum. Düşündüm, taşındım bu kriterde dizi bulamadım.

7- Başta sevmeyip de zamanla bayıldığınız dizi hangisiydi?

Bu soru da boş! Çünkü, bir diziyi hiç sevmediysem en baştan bırakıyorum. Zaten vakit dar, bari sevdiklerimi seyredeyim, di mi ;)

8- Bu sezon gösterilen diziler arasında en sevdiğiniz hangisi?


Genelde dizileri güncel sezonunda izlemiyorum. Bu sezon 1 tanesi hariç: Walking Dead.
Bu diziye geçen yıl başladım ve tez zamanda çok yol aldım. Mücadeleyi ve gerilimi seviyorum, ondan sanırım. İlk 5 sezonu hızlıca tamamladıktan sonra, bu sezon tek tek bölümleri izlemek açıkçası aynı tadı vermedi. Bir de şahsi fikrim, bir dizi en fazla 5 sezon sürmeli, bu şekilde kurgulanmalı. Bkz. Six Feet Under. (Yine ne yapıp edip SFU'ya özgüler :P)

9- İzlemeyi düşündüğünüz eski/yeni dizi hangisi?


Mozart in the Jungle'ın adını sıkça duyuyordum, fakat pek de oralı değildim. Ta ki; bu meydan okumada Gael García Bernal'in oynadığını öğrenene kadar! Ve hatta 1 bölümcük başladım bile :)

Wednesday, January 13, 2016

Dizi Meydan Okuması Başlasın! ~ 1, 2, 3, 4, 5

Merhaba!

Madem komşumuz Zihin davet etti, birazcık gecikmeli de olsa bir yerden başlamak lazım Dizi Meydan Okuması'na. Fakat, en baştan söylemeliyim; pek dizi geçmişim yok, daha doğrusu dizilere (özellikle de çok uzun süreli olanlar) ayıracak fazla vaktim yok. Bu yüzden sık sık aynı cevapları vereceğim gibi duruyor.


1- En sevdiğiniz dizi hangisi?



"En sevdiğiniz" ile başlayan her soru iddialıdır. Haliyle, tek bir cevap vermek kolay değil. Hiç düşünmeden aklıma gelen ilk 2 diziyi yazıyorum: Six Feet Under ve Leyla ile Mecnun.

Daha önce de biraz bahsetmiştim. Six Feet Under, Zihin sayesinde geç öğrendiğim, çok sevdiğim bir dizidir. Hatta, bu diziyi izlediğimden beri, artık hiç bir şey eskisi değil gibi iddialı bir laf bile edebilirim.

Ölüm. Muhakkak ki; her canlının çeşitli kereler muhattap olacağı bir duygu. Böyle olmasına rağmen, pek de bahsedilmek istenmez. Bu dizide enine boyuna, öyle çok işleniyor ki ölüm, hem de güncel hayatla iç içe harmanlanmış olarak... Sanki unuttuğumuz, değerini bilmediğimiz güzellikleri hatırlatmak istercesine. Her bölüm ayrı bir serüven. İzlemeyenler için çok da spoiler vermek istemiyorum. Mutlaka izlenmeli (ölmeden) deyip, cevabın ikinci kısmına geçiyorum :)

"En sevdiğiniz" lafı söz konusuysa, Leyla ile Mecnun'u anmamak olmaz. Bir dönem bu diziyle yaşadım ben. Bazı bölümleri döndürür dolandırır izlerdim. Blogta da çok alıntı yapardım hatta. Hala da canım sıkılsa "1 bölüm L&M açayım" moduna girerim. Bence, Türk dizi tarihinin en kült, en absürd yapımıdır. Bir şeylerle bu kadar rahat dalga geçen, güldürürken bir anda hüzünlendirebilen başka bir diziye daha rastlamadım.  

2- En sevdiğiniz dizinin en sevdiğiniz sahnesi hangisiydi?


Cevabım, Six Feet Under 2. sezon 8. bölüm sonu. Kısaca bahsetmek gerekirse; o bölümün cenazesi motorsiklet tutkunu bir adama aittir. Her zamanki gibi tatlı dilli, güler yüzlü Nate'imiz rahmetlinin eşiyle muhabbet eder, bir nevi teselli babında. Bir süre sonra kadından malikaneye bir zarf gelir, içinde rahmetli eşinin motorsikletinin anahtarı ve Nate'e bir not. Sonrası zaten video'da. Ben ki; yanımdan motorsiklet geçerken bile "ayy acaba başına bişey gelir mi" endişesi yaşarım. Bu bölüm sonrası, motorsiklete binip o rüzgarı hissetme hevesine kapılmıştım. Tabi ki bu his hala heves olarak varlığını sürdürüyor :) 

3- Herkesin mutlaka izlemesi gerektiğini düşündüğünüz dizi hangisi?

3. soruya geldik, cevabım yine aynı olacak. Tekrar ediyorum: herkes ölmeden Six Feet Under'ı izlemeli. Hatta mümkünse yaş fazla ilerlemeden...

4- Çok daha fazla insanın izlemesini istediğiniz dizi hangisi?



Bu cevap biraz göreceli geldi. Ben şöyle yorumladım: aslında çok daha fazla kişi izlemeliyken, maalesef az izleyici kitlesine maruz kalan dizi: ŞUBAT.

Bu diziyi nasıl keşfettim ve nasıl vuruldum hatırlamıyorum. Fakat, o dönem günlük planlarımı Şubat'a göre yapıyordum. Senaryosu, oyunculuklar ve özellikle yapım çok kaliteliydi. Kurgu karmaşık ve kafa yormak gerektirdiği için pek izleyeni çıkmadı. Malum, insanların çoğu tv karşısına geçip, kesinlikle kafa yormadan emek sarfetmeden diziler izlemek istiyor. Dolayısıyla, Şubat henüz anlatmak istediklerini anlatamadan 1 sezon sürebildi. 

5- İptal olmaması gerektiğini düşündüğünüz ama iptal olan dizi hangisiydi?


5. soruda 3. kez yine bir Onur Ünlü dizisinden bahasedeceğim: Beş Kardeş
Daha önce şurada da yazmıştım. Bu dizi de yine reyting kurbanı olan (umarım sadece reyting'tir) güzel bir yapımdı. Şubat kadar bile dayanamadı, sadece 13 bölüm sonra zoraki bir final yapmak durumunda kaldı. Üzücü. Gerçek hayatta da buruk gelir, anlatacak çok şeyin varken durdurulmak, konuşmaya müsade edilmemek. Keşke biraz daha sürseydi dizi, biraz daha derdini anlatabilseydi.

Bir çırpıda 5 soru yanıtlamış oldum. Umarım diğerlerini günü birlik cevaplayabilirim.

Finali, Şubat'tan bir video klip ile yapayım: 

Yalansın Dünya

Wednesday, December 30, 2015

Ne Var Ne Çok? - 3

MFÖ'nün "Nasıl anlatsam, nerden başlasam..." diye başlayan bir şarkısı vardır; Bodrum Bodrum. Şu an tam da bu moddayım. Nerden başlayıp nasıl anlatacağımı bilemiyorum.

Çok zaman geçmiş. Hiç bu kadar uzun süreli blogtan koptuğum olmamıştı. Tabi ki bazı haklı, masum sebeplerim var. Zaten bunları anlatmaya geldim :) Sevgili MariPosa yine kızacak ama bu kadar aradan sonra anca bir Ne Var Ne Çok yazısıyla dönebilirim. (bilmeyenler için bkz: http://afede-hali.blogspot.com.tr/2015/06/ne-var-ne-cok.html


İlk olarak, en tatlı gerekçem ile başlayım. Yukarıda görmüş olduğunuz minik tatlı el, benim bitanecik yeğenime ait. Eveet, teyze oldum ve adeta dünyam değişti! Eskiden kafa yorduğum, gereksiz yere üzüldüğüm her şey tek tek silindi, gitti aklımdan. Neredeyse, tüm boş vakitlerimde onun yanındayım. Her seferinde yeni bir haline şahit oluyorum. Aslında çok basit konular belki. Ama hepsi çok değerli. Çünkü resmen hayatı öğreniyor. İlk doğduğu günü hatırlıyorum. Yapabildiği tek şey ağlamaktı. Şimdi saç çekmeye, bir şeylere tepki vermeye başladı. Hatta, artık uyurken elini yastığın altına koymayı bile öğrenmiş. En mucizevi faaliyeti bu şimdilik :) 

Daha çok küçük, çok masum. Belki de bu yüzden etrafına pozitif enerji, mutluluk saçan bir ruhu var. Ailesi olarak bize de bu enerjiden nasiplenmek düşüyor. Samimiyetle söylüyorum; başıma gelen en güzel şey: Ayşe Berra. Dilerim isteyen herkese nasip olur, anne-baba-teyze-hala...vs olmak.


Hatırlar mısınız, benim bir öykü serim vardı? Futbol Serisi'ni çoktandır Öteki Dergi'den sürdürüyorum. İlgilenenler seri linklerini aşağıda bulabilirler. 4 tane oldular. Gittiği yere kadar gidiyor bakalım. Biraz da çocukluğumdan gelen ilhamın nerede kesileceğine bağlı. Daha önce bir serim daha vardı. Söyleyecek sözüm bitene kadar devam ederim gibi duruyor.

1- Deplasman: http://otekidergi.com/247-Yazi-Detayi.html
2- İç Saha: http://otekidergi.com/268-Yazi-Detayi.html
3- Yedek Kulübesi: http://otekidergi.com/293-Yazi-Detayi.html
4- Asist: http://otekidergi.com/318-Yazi-Detayi.html


Değerli blog komşum Zihin yeni bir meydan okuma başlatıyormuş. Şimdi de dizileri konuşacakmışız. Duyuruyu görmeyen varsa; şöyle buyursunlar. Açıkçası çok dizi geçmişim yok, ama komşum meydan okuduysa katılmak düşer :)


Her şey Ankaralı, Odtü'lü bir arkadaşımın gönderdiği video ile başladı. Uzun yıllar Radyo Odtü'de yayınlanan, Aralık itibariyle de JoyTurk'e transfer olan müthiş bir radyo programını dinlemeye başladım: Modern Sabahlar. Siftahı MFÖ ile yapıyorlar genelde ve muhabbetleri gerçekten çok iyi. Tek şikayetim, tam işe varma vaktime denk geliyor. Bu sebeple sabahları 10'a kadar, işyerinde pek kimseyle muhattap olmadan, bireysel çalışmaya özen gösteriyorum. Ki; arka planda programı dinleyim :) En iyisi siz de dinleyin, yorumlayın.



Görsel, kitabın vurulduğum son paragrafıdır. Spoiler içerir bilginize!

Kitaplar... Bir zamanlar su içer gibi kitap okuyup, gelip bir de burada anlatırdım. Bu dönem aldığım dersler çok okumalı-yazmalı olunca, özel okumalar geri planda kaldı maalesef. Bir heves başlanıp üst üste konmuş kitaplar yığını! Elbet bir gün bitecekler. Şimdilik bahsetmek istediğim bir kitap var: Görünmez Kentler - Italo Calvino. Bu dönem bir dersin uygulama kitabıydı. Marco Polo'nun seyahat ettiği kentleri Kubilay Han'a anlatması üzerine kurgulanmış bir eser. Kitap zaten mükemmeldi, fakat onu asıl mükemmel yapan hocamızın anlatımlarıydı. Dileyenler Altuğ Hoca'nın kitabı yorumladığı bloguna şuradan ulaşabilirler.


Geçenlerde rastladım bu fotoğrafa ve söze. Böyle ağaçlara bakan bir pencerem yok, ama bazen kendimi bu kadın gibi hissediyorum. Seviniyorum. Belki unutmadığım, fakat soğuduğum şeyler var. Ne mutlu! Soğumak, biraz da hayatı sadeleştirmek gibi oluyor. Kısmen gerekli. Dergi vasıtasıyla twitter'dan tanıştığım Mervan Söylemez'in güzel bir sözü var: "İnsan, azala azala çoğalır." 

***

Çok büyük ihtimalle bu yılın son yazısıydı. Şimdilik, benden bu kadar. Yılbaşı tatilini fırsat bilip, ihmal ettiğim tüm bloglara uğrayıp, notlar bırakmayı umuyorum. Herkese şimdiden mutlu seneler!

Peki, sizde ne var ne çok? ;)


***

Uzun aradan dönüş yazısı olabilir ama bir yerde de noktayı koymak lazım. Finali, son zamanlarımın favorisi Evgeny Grinko ile yapıyorum. Kendisinin haberi yok ama neredeyse tüm ödevlerime, sunumlarıma fon müziği oluyor. Telif ücreti filan ödemem lazım. Dinleyin ve şaşırın efenim. Hem sigara içip hem de bu kadar güzel piyano çalan birine rastladınız mı?!

Evgeny Grinko - Valse

Sunday, September 27, 2015

Bayram Bitti Mi?


Şu an tam olarak bu psikolojideyim sanırım. 9 günlük tatil dedik, uzun dedik, ne güzel dinleniriz dedik ama yine olmadı ve bitti. Evet, gerçekten de bir bayramı (dolayısıyla bir tatili) daha geride bıraktık. Gerçi eminim 9 değil, 90 gün de olsa kısa gelecekti, çünkü tüm tatiller bitmeye mahkumdur :)

Epey gecikmeli de olsa geçmiş bayramınız kutlu olsun efenim. 

Bu bayramı İstanbul'da geçirdiğim için fazlasıyla sakin bir ruh halindeyim. Şurada bahsettiğim gibi, terminallerde rötar haberleriyle sarsılıp sinir krizleri geçirmedim. Sanırım tek artısı bu. Fakat, yaylaya gidip şöyle doyasıya bir sallanamadığım için buruğum. Sahi ya! Büyük şehirlerde neden yetişkinler için salıncak yok?!

Ana tema Kurban Bayramı olur da yeni keşif mini-dizimden bahsetmesem olmazdı. Hatırlar mısınız? Bu Ramazan'ın keşif dizisi; Ramazan Güzeldir idi. [bkz. http://afede-hali.blogspot.com.tr/2015/07/ne-var-ne-cok-2.html] Sevgili Ruhsuz Atmaca'nın önerisi üzerine, yine aynı ekibin 2009 yılında çektikleri 4 bölümlük Kurban Dizisini hafızama almış, kurban bayramının gelmesini beklemeye koyulmuştum. O kadar tatlı ve kısa ki göz açıp kapayıncaya kadar bitti. Bizleri anlatan ve klişelerden böyle güzel beslenen yapımları çok takdir ediyorum. İzlemek isteyenler şu fragmana göz atıp karar verebilirler: Kurban Dizisi - Fragman

Saturday, September 19, 2015

Futbol Serisi artık Öteki Dergi'de!


İçine ufak mutluluklar karışan yoğun günleri seviyorum! Dün de onlardan biriydi. Bu blogta yayınlamaya başladığım "Futbol Serisi" öykülerimi, bu ay itibariyle Öteki Dergi'de yayınlamaya başladım. Hatta şurada bahsettiğim üzere, bu hikaye benim ilk web siteme de ilham kaynağı olmuştu. Bu sebeple de benim için değeri başkadır. 

Dün yayılan 19. sayıda Futbol Serisi'nin ilki olan Deplasman ile yer aldım:
http://otekidergi.com/247-Yazi-Detayi.html [Öykü Linki]

İlgilenenlere duyurulur ;)

Ve tabi unutmadan, uzun bayram tatiline başlamış olanlara iyi tatiller!
Bir de tatil şarkısı paylaşmak lazım şimdi:
The Smiths - There is A Light That Never Goes out

Saturday, September 12, 2015

Hissizlik

Çok sevdiğim bir kitaptan, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nden bir alıntı. 
Hayri İrdal, romanın baş karakterlerinden birisidir. Onun ilk eşi Emine'nin vefatı üzerine:

"Emine'nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu."

Hayatta bazı şeylerin olma ihtimali, -belki hiç gerçekleşmeyeceklerse bile- ah o ihtimalin korkusu öyle büyüktür ki; insanı durup dururken kemirir, tüketir. Bizler günlük yaşantımıza devam ederken -etmeye çalışırken-, sürekli zihnimizin arka planında çalışır, rahatsız eder.

Gün gelir, o ihtimal gerçekleşir. Korkulan, sakınılan mevzu vuku bulur. Bir an durur, aynaya bakarsın. Yüzünde gördüğün tek şey hissizliktir. Hani nerede o üzüntüler, vesveseler, kalp kırıklıkları... Hiç birinden eser kalmamıştır. Çünkü, hayat sadece bugünü yaşatmaz. Bazen de ileride yaşanacak bir kötü senaryo için seni önceden hazırlar. Tıpkı, oyun öncesi prova gibi. Provalarını ihmal etmeyen, oyunda bocalamaz. Hatta iyi bir oyuncu olursan, sufle verenin de eksik olmaz. 

Hayri İrdal ve eşinin vefatı örneği, belki biraz uç ve tatsız bir örnek olabilir. Nedense aklıma düştü yağmurlu bir Eylül akşamı. Hazır yaz yerini sonbahara bırakırken, iç ferahlatan şeyleri hatırlamakta fayda var.

Birsen Tezer - Aşk Bu Değil


Tuesday, September 1, 2015

Güne "Daha" Umutlu Merhaba: Eylül Geldi!


Madem ki; bu sene de Eylül gelmişti...

O zaman mutlaka bir şeyler yazmak lazımdı. 

Geçen Eylül'leri hatırlamak,

Bir mükemmel Eylül Yazısı Gibi: Eylül Geldi'yi tekrar okumak,

Ümit etmek bolca,

Çokça sevinmek,

Güzel şeyler dilemek,

Ve muhakkak  geleneksel 1 Eylül şarkısını paylaşmak lazımdı ;)

Beirut - Elephant Gun

Kutlu olsun!

"Let the seasons begin."

***

dipnot: 

Fotoğraf: "Ümit Her Zaman Her Yerdedir" fotoğraf projemden: https://www.flickr.com/photos/40212985@N08/albums/72157623886015903