Tuesday, February 4, 2014

Nar Agaci

Nazan Bekiroglu'na olan hayranligimin tavan yapmasina sebep olan bir roman, 
Ocak Ayi kitabi olarak Kitap Kardesligi ile beraber okudugum Nar Agaci. 
Yine cok icten, yine surukleyici, yine duygu yuklu... 

Nazan Hanim'in simdiye kadar okudugum tum eserlerini cok begenmistim, fakat Nar Agaci konusu ve kurgusu itibariyle daha cok hosuma gitti. Kendi anneannesi ve dedesinin hikayesini anlatmis Nazan Hoca. Elinde bir hatira sandigi ve icindeki fotograflarla zamanda yolculuga cikiyor. Adim adim, sabirla izini suruyor anneannesi ve dedesinin. Belki sadece kulaktan kulaga aktarildigi sekliyle bildigi cok eski bir hikayenin, kendi hikayesinin icine karisiyor. Ve tabi okurlari da pesinden surukluyor bu yolculuk boyunca -En azindan benim icin oyle oldu :)-.
Butun mumkunler arka arkaya dizile dizile, iki cift gozun karsilasmasina gelip dayanmis. Bir tek an. Milyonlarca ihtimal arasindaki tek mumkunun gerceklesmesi icin yasanmis bunlar. Tek mumkun, "O benim iste".
Hikaye, Trabzonlu Zehra ile Balkan Harbi esnasinda basliyor, bahcesinde nar agacli bir konakta. Paralelde Taht-i Suleymanli hali taciri Settarhan ile Baku-Tebriz hattinda dolasiyoruz. Batum'a Tiflis'e surukleniyoruz. Farkli asklara, farkli maceralara ortak oluyoruz. Aile yadigari fotograf karelerinin icine dalip, anlam kazandiriyoruz. Balkan Harbi yerini I. Dunya Savasi'na birakirken, Zehra ve Settarhan araciligiyla pek cok milletin yasadiklarina sahit oluyoruz. Gecirdikleri degisim-donusumler, hayal kirikliklari, husranlar, tavizler ve en acisi da kayiplar... Beraber uzuluyor, beraber sabrediyor, umit ediyor, guc buluyoruz. Farkli yerlerde dogup farkli guzergahlarda akan iki irmagin, onca macera sonrasi nasil ayni topraklarda birlesebildigine hayret ediyoruz. 
Ama kader diye bir sey vardi ve su lacivert haliyi oren el gibi belli ki dugum ustune dugum atiyordu.
Kader olgusunun insanlarin hayatinda ne derece etkili oldugu, cok guzel gozler onune serilmis bu hikayede. Herkes icin hazirlanmis bir "yazi" oldugu ve donup dolasip o "yazi"nin harflerini yasiyor oldugumuz gercegi... 


"Ask"in Yazari

Nar Agaci, kurgulandigi donem itibariyle buram buram savasa, huzne bulanmis bir roman. Ancak, sozkonusu Nazan Bekiroglu olunca gundemde bir yerlerde insan ve pek tabii ask da olmali :) Zaten, sanki "ask"i anlatmak icin dunyaya gelmis oldugunu dusunuyorum Nazan Hoca'nin. Daha evvel bu blogta da yazdigim Isimle Ates Arasinda basta olmak uzere, her eserinde okurun iliklerine isliyor aski, acisiyla tatlisiyla... Romanda bahsi gecen asklar icin sectigim bazi alintilar uzerinden konusmak, belki bu tezimi dogrulayacaktir.
Hepsinin bir yarasi vardi ve her biri ayri yerden kanamisti.
Farkli topraklarda yasanan asklar, yaralar. Hepsi de Nazan Hanimin gonul gozuyle ve mukemmel kalemiyle ince ince islenmisler, icice gecmisler ama haberleri yok.
Her gun onlarca renk fark etmeden yasayip giden yuzlerce insanla karsilastigini dusundu Celil Hikmet, eger bir kadin bu griyi taniyorsa ve onu boyle tarif edebiliyorsa onunla evlenilebilirdi.
diye gonlunden geciren Celil Hikmet icin nasil da guzel, benzer hislere sahipti Zehra. Renklerin vesile oldugu bu cicegi burnunda iliskiyi savasin ayiracagini, 
Çöl ile gök gibi buldular birbirlerini.Aralarinda bir yagmur eksikti.
Ote yandan Settarhan'in Azam icin besledigi sevdasini; henuz tanistigi, çöl ile gök misali anlastigi Piruz'un bozacagini nerden bilebilirlerdi ki?
Kaderi, kadersiz kaldigini zannettigi anda Settarhan'a kavi bir merhaba sunmustu. Uyandigi anda bu merhabaya mukabele ettigi gibi, Azerbaycan topraklarinda sadece kendisinin yasamadigini, hayattaki en onemli hadisenin de Taht-i Suleyman golunun basinda yasananlar olmadigini anladi. Gulumsedi.
Evet sadece kendisi yasamiyordu ve en onemli hadise de onun basina gelmemisti. O halde kulagina fisildanan "merhaba"dan ilham almaliydi Settarhan ve nitekim oyle de yapti.
Settarhan, sen ne kaybettin gecmisinde, bunu bilmiyorum. Ama unutma. Onu hic bulamayacaksin....Hic bulamamaktan daha acisi var biliyor musun Settarhan? Her kapiyi calacaksin. Her defasinda buldum sanacaksin ama hic bulamayacaksin.
cevabini duyunca kitapci Sofya'dan, o zaman kabullenebildi Settarhan henuz son-dogru kapiya ulasamadigini.
Ne Settarhan Zehra'yi gordu o esnada ne de Zehra Settarhan'i. Hatirlamak ve tanimak kadar gormek de zamanin isiydi besbelli. Onun da dugumu kaderde kilitliydi.
Ve nihayet dogru zaman, dogru mekanda bulusabileceklerdi Settarhan ile Zehra. Demek ki "Ulu Tanri bir kapiyi acmadikca bir kapiyi kapamaz"di.

Dönüp kendime sorunca...

Neden bu kadar cok sevdim Nar Agaci'ni? Evde, yolda gozyaslarimi kimi sayfalara akitmaktan neden cekinmedim diye dusundum... 

Sanirim ilk sebep, ben empati kurmaya cok meyilliyim -bunu arkadaslarim yuzume vuruyorlar :)- ve Nazan Hanim o kadar icten bir dille yaziyor ki empati kurmamak, hikayenin icine karismamak cok guc. Ikincisi, hikayede gecen mekanlarin bazilarinda cesitli zamanlarda bulunmus olmam. Ucuncu olarak da aslinda Nazan Hoca, kendi hikayesi uzerinden bu ulke topraklarinda dogmus buyumus herkesin hikayelerine isik tutuyor. Bir nevi tarihi roman gibi de dusunulebilir. Sonuncu olarak da ben siradisi kurgu hayrani birisiyim. Gerek sinema, gerek edebiyat alaninda her tur siradisi hatta absurd eser, digerlerine nazaran daha cok ilgimi cekiyor. 


***

Bazi kitaplarin tanitimini yaparken cok zorlaniyorum. Nar Agaci da bunlardan birisi... Cok begenip, cok etkilendiysem; ifade bicimimin yanli olmasindan ya da okuyucuyu yanlis etkilemekten endise ediyorum. Umarim, hakkini verebilmisimdir bu yazimda.

Begenir misiniz, begenmez misiniz ya da begenirseniz nedeni nedir :) bilemiyorum. Farkli bakis acilarina gore cok cesitli sekillerde yorumlanmaya acik, derin bir roman. Ben fazlasiyla begendim ve ozumsedim. Eminim sizde de manidar izler birakacaktir. Tavsiyedir efem ;)


***

Nar Agaci ~ Alintilar sayfasi icin buyrunuz.

No comments:

Post a Comment