Showing posts with label Please. Show all posts
Showing posts with label Please. Show all posts

Friday, February 6, 2015

Şarkı Meydan Okuması ~ 12. Gün

Bugünün sorusu: "Kişisel marşınız olarak nitelendirdiğiniz bir şarkı seçin."

Dım dırırımm dım dım dım dım dırırımm!

Düşündüm taşındım ama yine o meşhur şarkımı seçeceğim. Bazı dönemler farklı marşlarım olsa da şu sıralar kesinlikle; "Please, Please, Please Let Me Get What I Want":


Hmm bir de es geçmemem gereken cep telefonu melodim var. Onu da her gün mutlaka dinlediğim için bir nevi kişisel marşım sayılır. Şurada da bahsetmiştim. Jolene ile nasıl tanıştığımızı net hatırlamamakla beraber, kuzenimin arşivini kurcalarken telefonuma aktarmış olmalıyım. Sonrasında hikayesini araştırınca çok etkilenip melodim yapmıştım, nerdeyse 1 yıl olacak.

Sözlerinden de anlaşılacağı üzere hüzünlü bir hikayesi varmış. Dolly Parton, ilk evlendikleri dönem eşinin etrafında dolanan ve çok fazla vakit geçirdikleri için üzüntü duyduğu kırmızı saçlı Jolene isimli bir bayandan esinlenerek bu şarkıyı yapmış. [kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Jolene_(song)

Tatlı bir ritm üzerine yazılmış sözleri iç burkuyor. Çok seven bir kadının, sevdiğini kaybedeceği hissiyle yazdığı ve üzüntüyle seslendirdiği çok güzel bir şarkı.


***

Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
I'm begging of you please don't take my man
Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
Please don't take him just because you can
Your beauty is beyond compare
With flaming locks of auburn hair
With ivory skin and eyes of emerald green

Your smile is like a breath of spring
Your voice is soft like summer rain
And I cannot compete with you, Jolene

He talks about you in his sleep
There's nothing I can do to keep
From crying when he calls your name, Jolene

And I can easily understand
How you could easily take my man
But you don't know what he means to me, Jolene

Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
I'm begging of you please don't take my man
Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
Please don't take him just because you can

You could have your choice of men
But I could never love again
He's the only one for me, Jolene

I had to have this talk with you
My happiness depends on you
And whatever you decide to do, Jolene

Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
I'm begging of you please don't take my man
Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
Please don't take him even though you can
Jolene, Jolene

Sunday, February 1, 2015

Şarkı Meydan Okuması ~ 6 & 7. Gün

Haftasonu dolayısıyla meydan okumamda 1 günlük rötar oldu. Ama döndüm, geldim. Geç olsun, güç olmasın di mi?

Önce dünki soruya bakalım. Açıkçası cevaplamaktan büyük zevk duyacağım sorulardan biri: 
"Sizi güçlü hissettiren şarkı hangisi?"

Çünkü, ben hayatının her noktasına [mutlu, mutsuz, şaşkın, kahrolmuş...vs durumlarında] şarkılar serpiştiren biriyim. Mesele, güçlü hissetmekse; aklıma ilk gelen 2 tane film müziği. Hem filmlerine, hem de şarkılara vurgun olduğum; bana çok fazla desteği olmuş/olacak 2 şarkı.

İlki; bu blogta defalarca yayınladığım: 500 Days of Summer filminden, The Smiths şarkısı "Please, Please, Please Let Me Get What I Want"


Diğeri ise şurada da bahsetmiş olduğum Darjeeling Limited filminden; Where Do You Go to My Lovely:


Gerek, her dinleyişimde filmlerindeki havayı aklıma getirdiklerinden, gerekse bana tarifini yapamayacağım bir mutluluk/enerji/teselli akımı gönderdiklerinden olmalı. Ne zaman morale ihtiyaç duysam, güçlü olmam lazımsa bu 2 şarkıyı açarım. Hele ki; çalışırken rastgele dinlediğim müzik listemin içimden çıkıp kulağıma geldilerse daha müthiş!

***

Gelelim bugünkü soruya: "Banyo sırasında okumayı sevdiğiniz bir şarkı seçin."

Hmmm hmm hmm düşünüp duruyorum. Banyoda pek şarkı söylemem ama liseden bu yana saçma sapan zamanlarda içimden mırıldandığım bir şarkı vardır; anmadan geçemeyeceğim. Funda Arar - Roman :) 
İnsan öss denemelerinde bile içinden bu şarkıyı söyler mi Allahşakına?!


Bol müzikli iyi pazarlar, iyi haftasonları. [Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa.]

Tuesday, September 23, 2014

Bir Kutunun Hikayesi: 23 Eylül


Üzerinde turuncu kurdele olan beyaz bir kutuyum ben. Daha evvel "yaşayan" bir kutu görmemiş olanlar, dikkat kesilsin. Çünkü size 5 günlük bir hikaye anlatacağım; hissettiklerimden, gördüklerimden, işittiklerimden, kurguladıklarımdan oluşan.

Asıl sahibim bir yolculuğa çıkacağı için, 5 gün sonra açılmak üzere yeni sahibime teslim edildim. Karanlık, yağmurlu fakat bir o kadar güneşli, pırıl pırıl bir Perşembe gününde... Aslına bakarsanız, hemen o gün açılabileceğim söylendi ama eminim yeni sahibim 5 günün dolmasını bekleyecektir. Beni eline aldığı ilk an farkettim ondaki sabrı. Belki de veriliş amaçlarımdan biri de ondaki sabır seviyesini ölçmekti. Sabırlı... Bunu not almalıyım.


Eski sahibim ile vedalaştıktan sonra, yeni evime doğru yola koyulduk. Şemsiyesi olmasına rağmen açmadı, galiba ıslanmayı seviyor. Islanmak değil de mevsim geçişlerini iliklerine kadar hissetmeyi seviyor mu demeliyim?! Onun sayesinde ben de nasibimi aldım yağmurdan ve farkettim ki Sonbahar geliyor.